Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Tez Koleksiyonu
Bu koleksiyon için kalıcı URI
Güncel Gönderiler
Öğe 6 Şubat 2023 depreminin kentlerin gastronomi kaynaklarına etkisi: Adana ve Gaziantep örneği(Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Emekçi, Emine; Oğuz, SibelYemek, tarihsel süreç içinde birçok evreden geçerek günümüzdeki şekli kazanmıştır. Kültürel farklılıklar, coğrafi faktörler, toplumun bir bölümünü veya tamamını etkileyen büyük olaylar, ulaşım olanakları, inançlar, etnik çeşitlilik gibi birçok unsurlar bu süreci etkilemiştir. Turizm, turistlerin yeni tecrübeler edinmek, yaşayarak öğrenmek gibi amaçlarla farklı nedenlerden dolayı yapılan seyahatlere denir. Bireylerin merakı ve ilgi duyduğu alanlar, ziyaret edecekleri yerleri belirleme noktasında yol gösterici olmuştur. Alternatif bir turizm türü olarak ortaya çıkan gastronomi turizmi, farklı seyahatlere neden olan bir motivasyon kaynağıdır. Gastronomi ve kültürel özelliklerle turistlerin ilgisini çekecek destinasyonlar, tarihin bazı dönemlerinde kesintiye uğramıştır. Bu durum hem insan kaynaklı hem de doğal afetler sonucu gerçekleşmiştir. Geçmişten günümüze kadar can ve mal kaybına neden olan afetler, ekonomik kayıplara yol açmıştır. Bu doğal afetlerden biri olan 6 Şubat 2023 tarihinde başlayan ve hâlâ güncel olan "asrın afetleri" olarak adlandırılan deprem, Türkiye'de bu tür bir sürecin yaşanmasına sebep olmuştur. Turistik açıdan önemli olan on bir ilde etkili olan deprem büyük yıkımlara neden olmuştur. Bu çalışma, 2023 yılında meydana gelen Kahramanmaraş depremlerinden etkilenen Adana ve Gaziantep şehirlerinin gastronomi kaynaklarına etkisini incelemiştir. Çalışma, bu şehirlerin gastronomi turizminde ne şekilde etkilendiğini belirlemeyi ve bu etkilerin sonucunda ortaya çıkabilecek sorunlara çözüm önerileri sunmayı amaçlamaktadır. Temel araştırmalar kapsamında açımlayıcı düzeyde tasarlanan araştırmada nitel veri toplama yönteminin tercih edilmesi uygun görülmüştür. Nitel araştırma tekniklerinden görüşme yoluyla veriler toplanmıştır. Katılımcılara 8 adet görüşme sorusu yöneltilmiştir. Adana'da 21 ve Gaziantep'te 15 olmak üzere toplam 36 katılımcı ile görüşmeler sağlanmıştır. Araştırmaya Gaziantep`te katılan katılımcıların vermiş olduğu cevaplar neticesinde; Deprem nedeniyle Gaziantep-Adana Otoyolu ve D-400 karayolunun hasar görmesi nedeniyle ulaşımda aksamalar yaşanmıştır. Gastronomi turizmi bağlamında gerçekleştirilen gösteri ve festivallerin yapılmaması gastronomi turizm ve tanıtım faaliyetlerini büyük ölçüde olumsuz etkilemiştir. Şehrin önemli bir gelir kaynağını kaybetmesine neden olmuştur. Tarihi mekanlar ve gastronomi müzesi depremden etkilenmiştir ve gastronomi müzesinin hasar görerek yıkılmıştır.Tarım alanları önemli derecede zarar görmüştür. Kırsal kesimde tarımsal işgücü kaybı yaşanmıştır.Bu durum hammadde üreticilerini de olumsuz etkileyerek üretim maliyetlerini arttırmasına ve ürünlerin fiyatlarının yükselmesine neden olmuştur. Deprem nedeniyle kısmi oranda göç yaşanmıştır. Başka şehirlere göç edenler, gittikleri yeni yerlerde Gaziantep'in zengin gastronomi kültürünü tanıtarak ve yayarak bu kültürün korunmasına ve yaşatılmasına katkıda bulunmuştur. Araştırmaya Adana'dan katılan katılımcıların vermiş olduğu cevaplar neticesinde; Adana'daki fiziksel alt yapı unsurları depremden önemli ölçüde etkilenmemiştir. Ancak şehrin Çukurova Bölgesindeki etkilenme oranı diğer ilçelerdekine göre daha fazla olmuştur. Depremden dolayı şehir turları uzun bir süre yapılmamıştır. Gastronomi tur rotalarının zarar görmesi nedeniyle, gastro turist sayısında düşüş yaşanmıştır. Yiyecek içecek işletmelerinin zarar görmesi nedeniyle gastronomi deneyimi sınırlanmıştır. Şehrin gastronomi turizmi etkinlikleri ve organizasyonları hem fiziksel hem de sosyal boyutlarda depremden etkilenmiştir. Deprem sonrası festivaller, şenlikler ve yerel etkinlikler ertelenmiş veya yapılmamıştır. Tur ve organizasyonların yapılmamasından dolayı şehre gelen turist sayısında ciddi bir azalma görülmüştür. Çukurova İlçesinde hizmet sunan gastronomi işletmeleri depremden dolayı kapanma noktasına gelmiştir. Şehrin geneline bakıldığında ise gastronomi işletmelerinden herhangi bir restoran ya da müzede yıkım yaşanmadığı görülmüştür. Şehrin tarım alanları depremden dolayı etkilenmemiştir. Deprem sonucunda şehirdeki yerel üretici bu süreçten önemli ölçüde etkilenmemiştir. Depremden dolayı başka şehirlere önemli oranda göç yaşanmamıştır. Depremin etkisi geçene kadar daha çok kırsal kesimdeki köy, yayla, bağ evi gibi yerler tercih edilmiştir.Öğe Adana adliye binalarının mekânsal analizi(Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Güneş, Nurgül; Durgun Şahin, YeldaBu çalışma, adalet yapılarının mekânsal organizasyonunu ve işlev kurgusunu mimari ölçütler çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır. Adliye binaları, hukuki uyuşmazlıkların çözümlendiği kamusal yapılar olmanın yanı sıra, güvenlik, gizlilik ve erişilebilirlik gibi çok katmanlı gereklilikleri aynı mekânsal sistem içinde barındıran özgün bir yapı tipolojisi oluşturmaktadır. Bu özgünlük, adliye yapılarında sirkülasyon kurgusunun ve mekânsal hiyerarşinin diğer kamu yapılarından farklı biçimde ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Çalışma kapsamında, Adana Adliye Binalarının mekânsal organizasyonu ön plan–arka plan ayrımı üzerinden değerlendirilmiş; halk, yargı görevlileri ve tutuklu/sanık gruplarına ait sirkülasyonların yapı içerisindeki konumlanışı ve birbirleriyle olan ilişkileri analiz edilmiştir. Mahkeme salonlarının yapı içindeki konumu, bu ayrımın belirleyici unsuru olarak ele alınmış, salonların sayısı ve yerleşiminin adliye binalarının tipolojik oluşumunu ve morfolojik karakterini doğrudan etkilediği ortaya konulmuştur. Araştırma yöntemi, literatür taraması, arşiv belgelerinin incelenmesi, kat planı ve vaziyet planı analizleri ile yerinde gözlem tekniklerine dayanmaktadır. Çalışmanın inceleme bölümünde, Adana kent merkezinde yer alan Adana Adalet Sarayı (güncel Adana Bölge İdare Mahkemesi), Adana Adliyesi Ana Hizmet Binası (güncel Adana Denetimli Serbestlik Müdürlüğü), Adana Bölge Adliye Mahkemesi ve Adana Adalet Sarayı kent ölçeği, yakın çevre/semt ölçeği ve yapı ölçeği bağlamında karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Yapıların plan şemaları, giriş düzenleri, yaya ve araç sirkülasyonu, güvenlik kurgusu ve bağlamla kurdukları ilişkiler değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, adliye binalarında mahkeme salonlarının konumlandırılmasının yalnızca işlevsel bir tercih olmadığını; mekânsal hiyerarşiyi, kullanıcıların yapı içindeki dolaşım deneyimini ve adalet yapısının temsil gücünü belirleyen temel bir tasarım kararı olduğunu göstermektedir. Ayrıca, yapıların çevre ile kurduğu ilişkinin, kamusal algı ve erişilebilirlik üzerinde doğrudan etkili olduğu saptanmıştır. Çalışma, adliye yapılarının gelecekteki tasarımlarında tipoloji, güvenlik–erişilebilirlik ve mekânsal organizasyonu bakımından yol gösterici bir çerçeve sunmayı hedeflemektedir.Öğe The relationship of social network and strategic decision: The roles of process and context(Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Öztorun, Mustafa; Efeoğlu, İbrahim EfeThe primary objective of this research is to understand the effects of managers' social network characteristics on strategic decision-making effectiveness and to reveal the mediating roles of rationality and uncertainty, as well as the moderating roles of environmental dynamism and complexity in these relationships. In line with this objective, a quantitative research paradigm was adopted and a cross-sectional research design was employed. The research sample consists of 420 medium and large-scale enterprise managers selected through convenience sampling method. Survey technique was used in the data collection process, and data were collected online between January and February 2024. Structural equation modeling was applied in the analyses using SPSS v26 and AMOS v22 programs. According to the research findings, positive and significant effects of social network size on strategic decision comprehensiveness and creativity were identified. Social network strength was found to have a positive effect only on strategic decision comprehensiveness. No significant effect of either social network characteristic on strategic decision speed was observed. As a result of mediation analyses, it was determined that rationality plays a mediating role in the relationship between social network size and strategic decision comprehensiveness, and in the relationship between social network strength and strategic decision comprehensiveness. No mediating effect of uncertainty was detected. In moderating effect analyses, environmental dynamism was found to strengthen the relationships between social network size and both strategic decision comprehensiveness and creativity. Environmental complexity was found to weaken the relationship between social network strength and strategic decision comprehensiveness. These findings demonstrate that the role of social networks in strategic decision-making processes is multidimensional and context-dependent. While extensive social networks support managers in making more comprehensive and creative decisions by providing access to various information sources, strong social ties enhance decision comprehensiveness through reliable and in-depth information transfer. However, it is understood that these effects vary according to environmental conditions and occur through rational processes. The study contributes theoretically to social network theory and strategic decision-making literature, while practically providing important insights to managers on social network management and optimization of strategic decision processes. Longitudinal studies, different cultural contexts, and sectoral comparisons are recommended for future research.Öğe How do personality traits and perceived VUCA exposure moderate the relationship between individual entrepreneurial orientation and decision-making styles of employees in the smart mobility industry(Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Döner, Erkan; Efeoğlu, İbrahim EfeIn recent years, entrepreneurship has been transformed from a merely psychological perspective focusing on behavior and attitudes to the complex cognitive processes within individuals. While researching the entrepreneurial orientation of companies, the upper echelon theory suggests that company representation belongs to top management, leading to an examination of individuals' entrepreneurial orientation levels. In last decade, entrepreneurial cognition theory has gained popularity in the literature, suggesting that cognitive mechanisms are influential in the background of entrepreneurial behaviors, intentions, and actions. This study, conducted within this framework, aimed to examine the impact of decision-making styles on individuals' entrepreneurial orientation and to observe the moderating role of personal traits and VUCA factors through quantitative research. This research was applied to startups and ventures in Turkish smart mobility industry, where innovativeness and proactiveness play a significant role in shaping individiaul entrepreneurial orientation. The findings revealed that intuitive and rational decision-making styles have a significant impact on individual entrepreneurial orientation. Furthermore, personality traits and perceived VUCA exposure were found to have significant moderating effects. This study reflects that, in addition to decision-making styles influencing individuals' entrepreneurial orientations, dynamic environmental conditions and personality traits are also included within this scope. Consequently, by exploring the nexus between individual entrepreneurial orientation and decision-making styles, the framework of the entrepreneurial cognition, a current theory in the entrepreneurship literature, has been expanded to include personality traits and perceptions towards dynamic VUCA conditions.Öğe Fermente fındık küspesinden dondurma ve vegan dondurma alternatifi üretimi(Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Özdemir, Melike Beyza; Yurdaer Aydemir, LeventBu tez çalışmasında, katı kültür fermantasyonu (KKF) yoluyla elde edilen fermente fındık küspesinin biyoaktif ve fonksiyonel bir gıda bileşeni olarak potansiyelinin ortaya konması amaçlanmıştır. Bu kapsamda fındık küspesi (FK), Aspergillus oryzae kullanılarak KKF'ye tabi tutulmuş; fermantasyonun temel bileşen bileşimi, amino asit profili, uçucu bileşen içeriği, fonksiyonel özellikler ve biyoaktivite üzerine etkileri incelenmiştir. FK ve FFK kullanılarak vegan dondurma alternatifi ve kakaolu dondurma formülasyonları geliştirilmiş; üretilen dondurmaların fizikokimyasal özellikleri, akış davranışları, erime özellikleri, hacim artışı (overrun), yapısal özellikleri, uçucu bileşen analizleri, biyoaktivite analizleri ve duyusal özellikleri belirlenmiştir. FK'de uçucu bileşiklerde en baskın bileşik asetik asit (%37,2), FFK'de benzaldehit (%48,8) olmuştur. FFK daha çok çözünür protein, peptit ve toplam fenolik madde içeriğine, daha yüksek antioksidan aktiviteye (ABTS katyon, DPPH ve Hidroksil radikali süpürme aktivitesi) ve alfa-glukozidaz inhibisyon değerine, FK ise daha çok anjiyotensin dönüştürücü enzim (ADE) inhibisyon değerine sahip olmuştur (P≤0,05). Vegan fındık küspesi dondurma alternatifi (VFKD), vegan fermente fındık küspesi dondurma alternatifi (VFFKD) ve kakaolu dondurma üretimleri gerçekleştirilmiş ve sonuçlar geleneksel sade dondurma (SD) ile kıyaslanmıştır. VFFKD sindirim sonrası VFKD'ye göre daha yüksek antioksidan aktiviteye ancak VFKD daha yüksek ADE (7,42±0,08 mg kaptopril/g) ve ACeH (%74,37±1,56) inhibisyon değerlerine sahip olmuştur. Kakaolu dondurma örneklerinde biyoaktivitenin hem kakao oranı hem de fermantasyon uygulamasıyla anlamlı düzeyde değiştiğini göstermektedir (p<0,05). Sonuç olarak, fındık küspesinin katı kültür fermantasyonu ile biyolojik olarak zenginleştirilebileceği ve fermente fındık küspesinin hem vegan hem de kakaolu dondurma formülasyonlarında fonksiyonel bir bileşen olarak başarıyla kullanılabileceği ortaya konmuştur.Öğe Çerez tipi fonksiyonel bir ürün; fasulye cipsi(Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Toparlak, Esin; Kola, OsmanBu doktora tez çalışmasında, Berrak çeşidi kuru fasulyeden ( Phaseolus vulgaris L.) elde edilen unların farklı ön işlem koşulları altında kimyasal, mineral ve biyoaktif özellikleri incelenmiş; fasulye unu katkılı glutensiz cipslerin üretiminde vakum-mikrodalga ve tepsili kurutma yöntemleri yanıt yüzey metodu (RSM) kullanılarak optimize edilmiştir.Çalışmada, 12 ve 24 saat süreyle suda hidrate edilen fasulyelerden elde edilen unlar karşılaştırılmış; 24 saatlik hidratasyon uygulamasının protein ve diyet lif içeriğini büyük ölçüde korurken fitik asit düzeyini anlamlı biçimde azalttığı (p<0.05) ve mineral biyoyararlanımı açısından daha dengeli bir yapı sağladığı belirlenmiştir. Toplam fenolik madde miktarı ve antioksidan aktivite analizleri, ön işlem uygulamalarına bağlı olarak sınırlı düzeyde kayıplar meydana geldiğini; buna karşın fenolik içerik ile antioksidan aktivite arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunduğunu ortaya koymuştur.Öğe Korunga (Onobrychis sp.) bitkisine ait dijital renkli fotoğraflar üzerinde görüntü işleme ve yapay zekâ yöntemleriyle optimum hasat zamanının tahmini(Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Aydin, Mahmut; Şakiroğlu, MuhammetKorunga (Onobrychis sp.), kurak ve yarı kurak iklim koşullarına uyumlu, çok yıllık bir baklagil yem bitkisidir. Düşük bakım ihtiyacı ve yüksek besin değeri sayesinde, ruminant hayvanların beslenmesinde önemli bir yere sahiptir. Korunga tohumları son zamanlarda insan ve hayvan tüketimi amacıyla alternatif birçok yıllık baklagil dane bitkisi olarak da geliştirilmektedir. Ancak korunga yeminin kalitesi, büyük ölçüde hasat zamanına bağlıdır. En uygun hasat zamanı, biyokütle miktarının yüksek ve besin madde içeriği ile sindirilebilirliğin maksimum olduğu evreye karşılık gelmektedir. Bu parametrelerin laboratuvar analizleriyle belirlenmesi hem zaman alıcı hem de maliyetlidir. Ayrıca, geleneksel yöntemlerle gerçekleştirilen hasat zamanı tahminleri ise taraflı ve zahmetli olmalarının yanı sıra, geniş alanlarda yetersiz kalmakta; bu durum ise verim, kalite ve ekonomik açıdan önemli kayıplara yol açmaktadır. Bu çalışmada, korunga bitkisinin verimliliğini ve ürün kalitesini artırmak amacıyla, 2024 yılında Kars ve Erzurum illerindeki dört farklı korunga arazisinde, farklı gelişim aşamalarında insansız hava aracı (İHA) ile yüksek çözünürlüklü fotoğraflar toplanmıştır. Toplanan görüntülerle eş zamanlı olarak 1m2'lik iki adet çerçeve uygulamasıyla araziden rastgele bitki örnekleri alınmıştır. Elde edilen bitki örneklerinin besin madde kompozisyonu (NDF, ADF, CP, CT) analiz sonuçları kullanılarak eş zamanlı toplanan görüntülerin gelişim evreleri, makine öğrenmesi algoritmaları yardımıyla "erken", "olgun" ve "geç" olarak etiketlenmiştir. Son aşamada, etiketlenen görüntülerden bir veri seti oluşturulmuş ve bu veri seti kullanılarak görüntü işleme ve yapay zekâ teknikleri ile korunga bitkisinin en uygun hasat zamanının tahmin edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada, transfer öğrenme yöntemi kullanılarak çeşitli evrişimsel sinir ağı (ESA) mimarilerinin performansları karşılaştırılmıştır; VGG-16, VGG-19, EfficientNetB7, DenseNet201, ResNet50 ve InceptionV3 modelleri değerlendirilmiştir. Yapılan karşılaştırmalar sonucunda en yüksek doğruluk %97 ile EfficientNetB7 modelinden elde edilmiştir. Geliştirilen yaklaşım, görüntü işleme ve yapay zekâ teknikleri kullanılarak yem bitkilerinde hasat zamanının daha doğru ve etkin bir şekilde belirlenmesini sağlayarak sürdürülebilir tarım uygulamalarına katkı sunmayı amaçlamaktadır.Öğe Identıfıcatıon of the genomıc regıons assocıated wıth the orobanche (orobanche cumana wall.) and downy mıldew (plasmopara halstedii (farl.) berlese & de toni) resıstance ın sunflower (helianthus annuus l.) usıng gwas(Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Yastı, Özlem Gül; Şakiroğlu, MuhammetSunflower (Helianthus annuus L.) is the third most widely grown oilseed worldwide, the production concentrated in Ukraine, Russia, Argentina, Türkiye, Romania, and USA. Due to global demand for sunflowers, there is an increase in cultivation of sunflowers. Nonetheless, sunflower production is affected by abiotic and biotic stress factors. Particularly, the parasite plant orobanche and fungus downy mildew are the two major biotic stress factors that could cause serious losses in sunflower production. Various control methods such as chemical, mechanical, biological, cultural, etc. are used to cope with these two problems. Due to the speed proliferation of the two, the traditional methods are insufficient to provide sustainable and environmentally friendly solutions. Therefore, it is necessary to use combinations of classical breeding and genomic approaches to identify genetic bases of resistance and incorporate these into breeding programs to achieve long-term resistance to orobanche and downy mildew. Genome-wide association studies (GWAS) are powerful methods to detect genomic regions controlling the traits of interest in crops and have not been used extensively for identification of genomic regions controlling orobanche and downy mildew. In this study, the genomic regions associated with the resistance to orobanche, and downy mildew were assessed using GWAS approach and several regions were detected. Post GWAS analyses revealed several candidate genes including LOC110865598 for orobanche and LOC110917551 for mildew. Further studies could be performed to confirm the candidate genes and incorporate these into breeding programs.Öğe Siyah çay üretim atığının farklı çözgenlerle ekstraksiyon koşullarının optimizasyonu ve fonksiyonel içecek üretiminde kullanılması(Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Müftüoğlu, Hamidiye; Yurdaer Aydemir, LeventÇay, dünya genelinde en yaygın olarak tüketilen alkolsüz içeceklerden biridir. Tarımsal üretimin ve tarıma dayalı endüstrilerin gelişmesiyle birlikte, birçok ülkede uygun şekilde yönetilemeyen veya değerlendirilemeyen önemli miktarda tarımsal atık oluşmaktadır. Siyah çay üretimi sırasında, kalite standartlarının sağlanması amacıyla işleme basamaklarının çeşitli aşamalarında kök, sap ve toz partikülleri gibi lifli materyaller fiziksel olarak ayrılmakta ve siyah çay atığı meydana gelmektedir. Bu atık materyalin; protein, diyet lifi, kafein ve özellikle polifenoller başta olmak üzere çeşitli biyoaktif bileşenler açısından zengin bir içeriğe sahip olduğu bilinmektedir. Bu çalışmanın amacı, çay işleme süreci sırasında ortaya çıkan atıkların katma değerli ürünlere dönüştürülmesi amacıyla farklı ekstraksiyon yöntemleri kullanılarak yüksek biyoaktif özelliklere sahip ekstraktlar elde etmek ve bu ekstraktların fonksiyonel gıda üretiminde kullanılabilirliğini araştırmaktır. Bu kapsamda, çay işleme sürecinden kaynaklanan atıklar; su, etanol/su, asetik asit, derin ötektik çözücüler (DES) ve enzim destekli ultrases ekstraksiyonu yöntemleri kullanılarak değerlendirilmiş ve her bir ekstraksiyon yöntemi için farklı parametreler optimize edilmiştir. Optimizasyon çalışmaları sonucunda en yüksek biyoaktiviteyi gösteren ekstraktlar seçilerek biyoaktif özellikleri açısından karakterize edilmiştir. Optimizasyon sonuçlarına göre, toplam fenolik madde (TFM) açısından en yüksek değerler kolin klorür–laktik asit (97,36 ± 1,44 mg GA/g) ve kolin klorür–sitrik asit (97,26 ± 2,54 mg GA/g) derin ötektik çözücü sistemlerinde elde edilmiştir. Antioksidan aktivite analizleri sonucunda, ABTS+ radikal süpürme kapasitesi bakımından kolin klorür–laktik asit ekstraksiyonu 2,21±0,031 µmol troloks/mg değeriyle diğer tüm yöntemlerden istatistiksel olarak anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur. Enzim inhibisyon aktiviteleri incelendiğinde, en yüksek α-glukozidaz inhibisyonu kolin klorür–sitrik asit ekstraksiyonunda %86,89 ± 0,66 olarak belirlenmiştir. Aynı derin ötektik çözücü sistemi asetilkolin esteraz inhibisyonunda %80,23 ve lipaz inhibisyonunda %87,23 oranlarıyla en yüksek biyolojik aktiviteyi göstermiştir. Çalışmanın son aşamasında, optimum koşullarda elde edilen ekstraktlar kullanılarak fonksiyonel içecek formülasyonları geliştirilmiş ve bu ürünlerin fizikokimyasal, biyoaktif ve duyusal özellikleri değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, çay işleme süreci atıklarının zengin biyoaktif bileşen içeriği sayesinde fonksiyonel gıda üretiminde doğal, sürdürülebilir ve katma değeri yüksek bir bileşen olarak kullanılabileceğini göstermektedir.Öğe Mikrodalga destekli vakum kurutma ile atıştırmalık peynir üretimi(Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Vasıf Kubilay, Ayrancı; Erbay, ZaferSağlıklı atıştırmalık gıdalara yönelik artan talep, düşük yağlı ve düşük tuzlu ürünlerin istenen doku ve duyusal özelliklerle üretilebilmesine olanak sağlayan yenilikçi işleme teknolojilerine olan ilgiyi artırmıştır. Geleneksel kurutma yöntemleri, çoğu zaman yapısal bütünlüğü ve kaliteyi korurken, hedeflenen gevrekliği sağlamada yetersiz kalmaktadır. Bu bağlamda, mikrodalga destekli vakum kurutma (MVK) tekniği, raf ömrü uzun, gevrek peynir atıştırmalıklarının geliştirilmesi için umut verici bir yöntem olarak öne çıkmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı, düşük yağlı ve düşük tuzlu beyaz peynirden MVK yöntemiyle atıştırmalık üretiminin uygulanabilirliğini araştırmak ve ürünün kalite özelliklerini etkileyen işlem koşullarını inceleyerek en uygun kurutma işlem koşullarını belirlemektir. Düşük yağlı ve düşük tuzlu peynir dilimleri, ön denemelerle belirlenen mikrodalga gücü (%5–15 aralığında), vakum seviyesi (220–300 Torr aralığında) ve kurutma süresi (6,5–11 dk aralığında) olmak üzere yedi farklı kombinasyon altında kurutulmuştur. Üretilen peynir atıştırmalıkları; nem içerikleri, su aktiviteleri, yığın yoğunlukları, hacim genişlemeleri, renk özellikleri, doku profil analizleri ve uçucu bileşik kompozisyonları açısından karakterize edilmiştir. Kalite özellikleri arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesi ve örneklerin ayrıştırılması amacıyla temel bileşenler analizi (PCA) ve aglomeratif hiyerarşik kümeleme (AHC) analizleri uygulanmıştır. Ayrıca, temel kalite kriterlerine dayalı olarak en uygun kurutma koşullarının belirlenmesi için çok kriterli karar verme yöntemlerinden biri olan TOPSİS yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlar, kurutma koşullarının peynir atıştırmalıklarının doku ve fizikokimyasal özellikleri üzerinde önemli etkiler yarattığını göstermiştir. Vakum seviyesi en etkili faktör olarak belirlenmiş, bunu kurutma süresi izlemiştir. Daha yüksek vakum seviyeleri veya daha uzun kurutma süreleri altında üretilen örneklerde daha düşük nem içeriği ve su aktivitesi, daha düşük yığın yoğunluğu, daha yüksek hacim genişlemesi ve artan gevreklik elde edilirken, esmerleşme indeksinin de arttığı gözlenmiştir. Uçucu bileşik profili sınırlı bulunmuş olup, bu durum başlangıç peynirinin düşük yağ içeriğine bağlanmıştır. Çok kriterli değerlendirme sonucunda, %10 mikrodalga gücü, 220 Torr vakum seviyesi ve 10 dakikalık kurutma süresiyle üretilen örnek en uygun atıştırmalık olarak belirlenmiştir. Genel olarak, MVK yönteminin düşük yağlı, gevrek ve güvenli peynir atıştırmalıklarının üretimi için etkili bir teknik olduğu ortaya konmuş ve bu bulgular proses optimizasyonu ile gelecekteki ölçek büyütme çalışmaları için bilimsel bir temel sunmuştur.Öğe The impact of artificial intelligence on OTT platforms and binge-watching addiction(Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Anastasia, Işık; Dölekoğlu, Celile ÖzçiçekThis study reveals the role of AI-driven personalization on Over-The-Top platforms (OTT) and how it affects users' Binge-Watching Addiction (BWA). For this purpose, an online survey was conducted with 1,028 digital platform users in Turkey. The PLS-SEM method was applied to test the hypotheses, while moderator analyses were performed using the PROCESS Macro in SPSS. This study, conducted based on the Elaboration Likelihood Model (ELM), expands the "modality-based gratification" construct of the Uses and Gratifications 2.0 (U&G) theory and contributes to these theories. The Pleasure-Arousal-Dominance (PAD) scale was used as an moderator variable in the study. The findings suggest that a sense of immersion, hedonic gratification, social interaction and aesthetics are positively and significantly influencing binge-watching addiction. Algorithmic identity, escape motivation, information seeking, and ranking were not directly affect binge-watching addiction; but the interaction effect of pleasure emotional state enhances the influence of sense of immersion, social interaction, and ranking on binge-watching addiction, arousal enhances the influence of Algorithmic identity and aesthetics on binge-watching addiction and dominance enhances the influence of social interaction and ranking on binge-watching addiction. Integrating ELM and U&G frameworks, it offers a novel perspective on how AI technologies influence binge-watching through cognitive, emotional stimuli, and emotional state.Öğe Design and implementation of an improved bidirectional dces for power quality improvement in DC microgrid(Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Ayten, Kenan; Savrun, Murat MustafaThis thesis presents a high-voltage gain, bidirectional hybrid DCES topology. The proposed topology has ability to operate in both series and shunt DCES modes. In the proposed topology, the series DCES mode controls demand-side management when providing voltage regulation of the critical load. The shunt DCES mode provide bidirectionla power flow between battery and DC mictrogrid. This allow to charge battery with excess energy from the DC microgrid, when providing voltage regulation of the critical load. On the other hand, this thesis presents two controllers and a hysteresis control algorithm for the proposed topology. The hysteresis control algorithm provides to ensure effective operation in both modes and a smooth transition between modes. The theoretical basis of the proposed topology is established with mathematical equations. This thesis presents the validity of all these proposed systems through simulation and experimental results. In experimental studies, a prototype of the proposed topology operating in a 48V, 1kW DC microgrid scenario was produced. The proposed topology is powered by a 45V, 5Ah battery. Experimental tests were carried out by reducing the system's nominal values by 1/5. The experimental results are consistent with simulation studies of the proposed topology.Öğe Şeker alternatifi bir tatlandırıcı olan maltitolün kristalizasyon mekanizmasının ve farklı kristal yapılarının incelenmesi(Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Aygün, Gökhan; Kola, OsmanBu doktora çalışmasında, maltitolün soğutmalı kristalizasyon sürecinde proses parametrelerinin kristal verimi, kristal boyutu, morfolojisi ile yapısal ve termal özellikler üzerindeki etkileri incelenmiştir. Çalışmada başlangıç kuru madde (KM) oranı (%70–80), soğutma hızı (0.5–1.5 °C/saat) ve karıştırma hızı (100–200 rpm) değişken olarak ele alınmış; tohumlama sıcaklığı (69 °C), tohum oranı (%1, kütlece), kristalizasyon süresi (28 saat) ve hammadde saflığı (%93.2, KM bazında) sabit tutulmuştur. Toplam 36 deney koşulu altında elde edilen veriler istatistiksel yöntemlerle değerlendirilmiştir. Sonuçlar, maltitol kristalizasyonunda başlangıç kuru maddenin birincil belirleyici parametre olduğunu göstermiştir. Yüksek KM değerlerinde oluşan aşırı doygunluk, çekirdeklenme ve kristal büyüme süreçlerini kristal faz lehine yönlendirerek kristal verimi ve ortalama kristal çapını (D50) artırmıştır. Karıştırma hızı, kütle ve ısı transferini iyileştirerek verim ve kristal boyutu üzerinde ikincil düzeyde olumlu etki göstermiştir. İncelenen aralıkta soğutma hızının tekil etkisi sınırlı bulunmuş ve sınır koşulu olarak kontrol edilmesinin yeterli olduğu değerlendirilmiştir. X-ışını difraksiyonu (XRD) analizleri, tez kapsamında üretilen maltitol kristallerinin ticari ürünlerle aynı kristal yapıya sahip olduğunu ve yüksek kristalinite sergilediğini ortaya koymuştur. Diferansiyel taramalı kalorimetri (DSC) sonuçları, tüm numunelerin 145–152 °C aralığında tek ve keskin bir erime endotermi gösterdiğini ve termal davranış bakımından ticari ürünlerle uyumlu olduğunu doğrulamıştır. SEM analizleri, uygun proses koşullarında düzenli prizmatik ve bipiramidal kristallerin elde edilebildiğini göstermiştir. Çok yanıtlı optimizasyon sonucunda en uygun koşul; %80 başlangıç KM, 200 rpm karıştırma hızı ve 1.0 °C/saat soğutma hızı olarak belirlenmiştir. Bu çalışma, maltitol kristalizasyonunun gıda ve farmasötik uygulamalara yönelik olarak bilimsel temelde optimize edilebileceğini ortaya koymaktadır.Öğe From moral mapping to a hybrid framework for corporate local responsibility (color): Integrating multilingual electronic brainwriting and Intuitionistic Fuzzy AHP(Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Çetin, Mahmut Berkan; Gündüz, SelimCorporate Responsibility (CR) faces an accountability dilemma in which insufficient measurement techniques fail to satisfy growing societal demands. A transparent and participative evaluation approach is urgently required since mainstream paradigms, such as opaque ESG ratings and firm-centric CSR reports, often overlook local context and authentic stakeholder voice. This thesis addresses this gap by first investigating the theoretical foundations of CR through moral mapping, and then defining and testing the Corporate Local Responsibility (COLOR) model, which is operationalized using a novel mixed-methodology. This novel framework introduces and integrates the anonymous multilingual customizable structured electronic brainwriting (mCSEB) technique for stakeholder-driven criteria generation with the Intuitionistic Fuzzy Analytic Hierarchy Process (IF-AHP) for transparent, weighted evaluation, which has been verified empirically in the Turkish textile industry. The results show that this approach effectively identifies performance gaps that conventional methodologies are unable to reveal through transforming multilayered stakeholder inputs into an intuitive and useful quantitative score. Overall, the study puts forward a reproducible methodology that converts CR measurement from a passive, expert-driven judgment to a collaborative governance instrument, therefore aiming to offer a more credible and efficient method for holding companies accountable for their actions.Öğe Yer fıstığı kabuğundan bulutlanma noktası ekstraksiyon yöntemi ile luteolin eldesi ve biyoaktif özelliklerinin saptanması(Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Akgül, Ebru; Kadiroğlu Kelebek, PınarBu çalışmada, düşük değerli bir tarımsal atık olarak görülen yer fıstığı kabuğu; fenolik bileşikler, flavonoidler ve özellikle luteolin bakımından zengin bir biyokütle olması nedeniyle biyoaktif madde üretiminde değerlendirilebilir bir ham madde olarak ele alınmıştır. Yer fıstığı kabuğundan biyoaktif bileşiklerin yüksek verimle geri kazanımını sağlamak amacıyla Bulutlanma Noktası Ekstraksiyonu (BNE) ve Ultrason Destekli Ekstraksiyon (UDE) her iki tekniğin ayrı ayrı uygulanması ve kombine olarak kullanıldığı UDE–BNE yöntemi yüzey yanıt yöntemiyle optimize edilmiştir. Ekstraktların biyokimyasal profili toplam fenolik madde, toplam flavonoid içeriği ve luteolin miktarı üzerinden kapsamlı biçimde değerlendirilmiştir. Analizler sonucunda ekstraktların 139,50 ± 0,79 – 142,20 ± 0,49 mg GAE/g aralığında toplam fenolik içeriğine sahip olduğu ve örnekler arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadığı belirlenmiştir (p > 0.05). Bu durum, ham maddenin fenolik bileşikler bakımından oldukça homojen, stabil ve zengin bir yapıda olduğunu göstermektedir. Toplam flavonoid madde miktarının tüm örneklerde yaklaşık 41,75 mg LE/g düzeyinde sabit kalması ise farklı ekstraksiyon koşullarının flavonoid stabilitesini etkilemediğini ortaya koymuştur. HPLC sonuçları, UDE–BNE kombine ekstraksiyonunun luteolin geri kazanımında en yüksek verimi sağladığını göstermiştir. Bu yöntemle 100 g yer fıstığı kabuğundan ortalama 724,65 mg luteolin elde edilmiştir. Luteolin miktarındaki bu belirgin artış, ultrason uygulamasının hücresel geçirgenliği artırarak luteolin salımını hızlandırması ve bulutlanma noktası ekstraksiyonunun seçici faz ayırımı ile luteolin zenginleşmesini sağlamasıyla ilişkilendirilebilir. Bu bulgular, yer fıstığı kabuğunun luteolin bakımından zengin bir kaynak olduğunu doğrulamaktadır. Genel olarak çalışma, yer fıstığı kabuğunun yüksek fenolik içeriği, stabil flavonoid profili ve dikkat çekici luteolin konsantrasyonu sayesinde gıda, kozmetik ve farmasötik endüstrilerinde doğal antioksidan, fonksiyonel bileşen veya biyoaktif ekstrakt kaynağı olarak değerlendirilebilecek önemli bir sürdürülebilir biyo-kaynak olduğunu ortaya koymaktadır. Böylece, tarımsal bir atık olarak görülen yer fıstığı kabuğunun döngüsel ekonomi yaklaşımıyla yüksek katma değerli bir ham maddeye dönüştürülebilme potansiyeli taşıdığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Yer fıstığı kabuğu, Luteolin; Fenolik bileşikler, Ultrason destekli ekstraksiyon, Bulutlanma noktası ekstraksiyonuÖğe Sarı alıç (Crataegus tanacetifolia) meyvesinden farklı çözgenlerle elde edilen özütlerin antidiabetik ve antibakteriyel özelliklerinin belirlenmesi(2026) Fidan, Neslihan; Şener Gedük, AysunBu çalışmada, alıç (Crataegus tanacetifolia) meyvesinin metanol, etanol ve hekzan özütlerinin fenolik bileşik içerikleri, toplam fenolik madde miktarları, antioksidan kapasiteleri, diyabet tedavisinde kritik öneme sahip α-glikozidaz ve α-amilaz üzerindeki inhibisyon etkileri ile antibakteriyel aktiviteleri gibi biyoaktif özellikleri incelenmiştir. LC-ESI-MS/MS analizi sonucunda, etanol özütünde 26 fenolik bileşik tespit edilmiştir; bunlar arasında kuinik asit, fumarik asit, akonitik asit, gallik asit, protokateşik asit (3,4-dihidroksibenzoik asit), kateşin, klorojenik asit, protokateşik aldehit (3,4-dihidroksibenzaldehit), epikateşin, kafeik asit, vanilin, salisilik asit, sinarosid, rutin, izokuersitrin (quercetin-3-O-glukozit), hesperidin, hesperetin, genistin, apigenin, kosmosiin (apigenin-7-O-glukozit), kuersitrin (quercetin-3-O-rhamnozit), astragalin, kuersetin, naringenin, luteolin ve krisin (5,7‑dihidroksiflavon) yer almaktadır. Metanol özütünde ise, etanol özütünde bulunan bu bileşiklere ek olarak miquelianin (kuersetin 3‑O‑glukuronid), kaempferol ve acacetin (4′,5‑dihidroksi‑7‑metoksiflavanon) metabolitleri de saptanmış olup, toplamda 29 adet fenolik bileşik belirlenmiştir. Her iki özütte en bol bulunan fenolik bileşik kuinik asit olup, metanol özütünde 343.80 ± 12.79 mg/kg, etanol özütünde ise 529.90 ± 19.71 mg/kg olarak belirlenmiştir. Toplam fenolik içerik, etanol ve metanol özütlerinde sırasıyla 54.6 ile 143.2 mg GAE/g arasında değişmiş ve en yüksek değer metanol özütünde gözlemlenmiştir. Antioksidan aktiviteler, DPPH yöntemiyle 1.52–2.32 mM TE/g özüt, FRAP yöntemiyle ise 3.32–4.69 mM TE/g özüt aralığında ölçülmüş olup, her iki yöntemde de en yüksek antioksidan etki metanol özütünde gözlenmiştir. Hekzan özütünde toplam fenolik bileşik ve antioksidan aktivite saptanmamıştır. Özütlerin α-glikozidaz inhibisyonu IC50 değerleri 47.54–675.9 mg/mL, α-amilaz inhibisyonu IC50 değerleri ise 28–170.7 mg/mL arasında değişmiştir. Metanol özütü her iki enzimi inhibe etmede en etkili bulunurken, hekzan özütü herhangi bir etki göstermemiştir. Antibakteriyel testler sonucunda, etanol ve metanol özütleri Escherichia coli'ye karşı sırasıyla 6.15 mm ve 6.3 mm, Staphylococcus aureus'a karşı 10.22 mm ve 8.66 mm, Metisiline Dirençli Staphylococcus aureus'a karşı 8.13 mm ve 7.54 mm, Pseudomonas aeruginosa'ya karşı ise 7.54 mm ve 9.1 mm etki göstermiştir. Hekzan özütü ise tüm testlerde herhangi bir antibakteriyel aktivite sergilememiştir.Öğe Understanding the consumption of Adana Burması: A value-based perspective(Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Aydoğan, Emir; Tanrıkulu, CeydaThe aim of this thesis is to examine the consumption values perceived by consumers regarding the Adana Burması gold bracelet, a traditional jewelry product unique to the Çukurova region. Although the Adana Burması has a cultural history and has long been used both as an ornamental item and an investment instrument, it has not been sufficiently examined from a consumer behavior perspective. Accordingly, this study is grounded in the Theory of Consumption Values (TCV) proposed by Sheth, Newman, and Gross (1991). A qualitative research approach was adopted in the study, and data were collected through semistructured in-depth interviews. The sample consisted of female consumers aged 18 and above who live in the Çukurova region and have purchased and/or own an Adana Burması gold bracelet. In addition, an expert interview was conducted with the President of the Adana Chamber of Jewelers and Craftsmen to enrich and support the reliability and validity of the findings. The collected data were analyzed using descriptive analysis and evaluated within the framework of the five consumption value dimensions of TCV: functional, emotional, social, epistemic, and conditional value. The findings indicate that the Adana Burması gold bracelet is perceived as a product that generates strong value across all dimensions of the Theory of Consumption Values. Adana Burması gold bracelet is not only financially valuable, but also carries cultural and social significance. This multidimensional value structure highlights that consumers' motivations for purchasing the Adana Burması cannot be explained through a single value dimension, but rather emerge from the coexistence of multiple values. The findings are expected to contribute to the consumer behavior literature and offer insights for both cultural heritage preservation and practical applications.Öğe Safe multi-agent uav flight planning for 6G-enabled internet of things (IoT) networks using deep reinforcement learning(Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Mowla, Md Najmul; Asadi, DavoodThis thesis investigates deployment-oriented autonomy for unmanned aerial vehicles (UAVs) in 6G-enabled Green Internet of Things (IoT) environments. Mobility decisions must jointly address collision avoidance, kinematic executability, energy sustainability, and connectivity under dynamic and partially observable conditions. The tasks are formulated as Markov decision processes and solved using four deep reinforcement learning frameworks: (1) proximal policy optimization (PPO) with kinematic optimization (KinOpt) for smooth, curvature-bounded, flight-feasible trajectories; (2) decentralized multi-agent PPO for smart agriculture with moving hazards and Simultaneous Wireless Information and Power Transfer (SWIPT)-inspired replenishment; (3) Reconfigurable Intelligent Surface (RIS)-supported multi-agent soft actor–critic (MASAC) jointly optimizing mobility, relay/recharge behavior, and connectivity; and (4) an Ensemble Distributional Dueling Double Deep Q-Network (ED3QN) with risk-aware action selection and a safety shield, evaluated in 2D benchmarks and a 3D Light Detection and Ranging (LiDAR) setting. The proposed multi-agent PPO achieves 100% success with an average reward of 1026.33 (baseline: 710.00) and a computation time of 34.84 ms. In RIS-assisted networking, MASAC attains 1.00 ± 0.00 success, 341.67 ± 8.32 final battery, 80.00 ± 4.21 harvested energy, 0.6291 ± 0.013 connectivity ratio, and 650.33 ± 11.6 total reward, outperforming MADDPG (p < 0.05). ED3QN achieves 100% success with zero collisions and path-efficiency 1.010–1.067, while PPO+KinOpt reduces trajectory length from 54.000 m to 34.463 m and smoothness cost from 87.967 to 2.107 rad. Overall, explicit feasibility and sustainability modeling yield more deployable UAV behavior for 6G aerial networking and energy-constrained IoT missions.Öğe Çimlendirme işleminin korunganın biyoaktif bileşenleri, antioksidan ve antimikrobiyal potansiyeline etkisi(Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Dağsuyu, Nejla; Kelebek, HaşimKorunga, Fabaceae familyasına ait çok yıllık bir baklagil yem bitkisidir. Yüksek besin değeri ve sürdürülebilir bir protein kaynağı olarak öne çıkan korunganın, insan sağlığı açısından önemli yararlar sağlayabileceği çeşitli çalışmalarda bildirilmiştir. Literatürde, çimlendirme işleminin özellikle amino asitler başta olmak üzere çeşitli besin öğeleri ve biyoaktif bileşenlerin miktarını artırdığı bildirilmektedir. Bu artışın, antioksidan kapasitenin yükselmesine, dolayısıyla insan sağlığı üzerinde olumlu etkiler oluşmasına ve çeşitli hastalık risklerinin azalmasına katkı sağladığı belirtilmektedir. Bu çalışmada, korunga tohumlarının çimlenmesiyle elde edilen ekstraktların genel bileşim özellikleri (protein, şeker vb.), antioksidan kapasiteleri (DPPH ve ABTS yöntemleriyle), toplam fenolik madde içerikleri ve antimikrobiyal aktiviteleri belirlenmiştir. Ayrıca amino asit içeriği ve organik asit profili, yüksek performanslı sıvı kromatografisi (HPLC) ile karakterize edilmiştir. Çimlenmiş korunga örneklerindeki fonksiyonel gruplar ise Fourier Dönüşümlü Kızılötesi Spektroskopisi (FTIR) analizi ile incelenmiştir. Elde edilen bulgular, çimlenme işleminin korunganın fenolik bileşik içeriğini ve antioksidan kapasitesini önemli ölçüde artırdığını göstermiştir. Çimlenmiş korungaların, çimlenmemiş örneklere kıyasla daha yüksek amino asit miktarına sahip olduğu belirlenmiştir. Özellikle korunganın sınırlayıcı amino asidi olarak bilinen triptofan düzeyinde belirgin bir artış gözlenmiştir. Çimlenme süreciyle L* değerinin azaldığı, a* ve b* değerlerinin ise arttığı görülmüştür. Antimikrobiyal testler, çimlenmiş korungaların Staphylococcus aureus ve Bacillus subtilis suşlarına karşı antimikrobiyal aktivite gösterdiğini ortaya koymuştur. FTIR spektroskopi analiz sonuçları ise çimlenme işleminin korungadaki fonksiyonel grupların yoğunluğunu artırdığını doğrulamıştır.Öğe Biyofilik tasarım parametreleri ve yeşil bina sertifikasyon kriterleri arasındaki uyumluluk düzeyinin konut yapıları üzerinden değerlendirilmesi(Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Özel, Deniz; Uşma, GökhanBiyofili kavramı insanların doğaya olan ve doğuştan gelen biyolojik bağlılığını ifade ederken; biyofilik tasarım kavramı, insan ve doğa etkileşiminin yapılı çevrelerde uygulanarak doğanın olumlu etkilerinden faydalanmak olarak tanımlanabilir. Önceki çalışmalar, biyofilik tasarım yaklaşımının benimsenmesinin kullanıcıların psikolojik, sosyal ve fizyolojik refahını olumlu yönde etkileyebileceğini göstermektedir. Bu bağlamda, insanların hayatlarının büyük bir kısmını geçirdikleri konutlarda biyofilik tasarım yaklaşımının benimsenmesi, biyofilik mekân kalitesini ve kullanıcıların refahını artırmak için önemli bir adım olacağı düşünülmektedir. Literatür taraması, konut yapıları bağlamında yeşil bina derecelendirme sistemlerinin biyofilik tasarım yaklaşımını ne ölçüde kapsadığını karşılaştırmalı ve bütüncül biçimde ele alan bir çalışmanın bulunmadığını ortaya koymuştur. Bu durum, biyofilik tasarım yaklaşımı ile sertifikasyon sistemleri arasındaki ilişkinin incelendiği bu çalışmayı literatürde özgün bir konuma yerleştirmektedir. Bu çalışma, sürdürülebilir mimarlık yaklaşımı içerisinde önemli bir yere sahip olan yeşil bina sertifikasyon sistemleri ile biyofilik tasarım parametrelerini karşılaştırmalı olarak ele almaktadır. Çalışma, biyofilik tasarım yaklaşımı ile LEED ve BREEAM yeşil bina sertifikasyon sistemleri arasındaki ilişkiyi, seçilen üçü LEED sertifikalı, üçü BREEAM sertifikalı ve dördü biyofilik tasarım yaklaşımına sahip toplam on konut yapısı üzerinden karşılaştırmalı olarak değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda, biyofilik tasarım parametreleri temel alınmış; yapıların mekânsal özellikleri, sertifikasyon sistemlerinin kriterleriyle ilişkilendirilerek analiz edilmiştir. Bu çalışmada, LEED ve BREEAM sertifikasyon sistemleri ile biyofilik tasarım yaklaşımı arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Yapıların proje dokümanları ve ilgili teknik verileri üzerinden elde edilen bulgular temel alınarak, daha önce sertifikasyon sistemleri ile biyofilik tasarım parametreleri arasında oluşturulan ilişki şemaları aracılığıyla yapılar değerlendirilmiştir. Bu analiz sonucunda her bir parametrenin sertifikasyon sistemleriyle olan ilişkisi; yüksek, orta, düşük ya da konsept bazlı dolaylı ilişki olarak değerlendirilmiştir. Değerlendirme sonucunda, biyofilik tasarım ile sertifikasyon sistemleri arasında doğrudan örtüşen başlıkların yanı sıra, sınırlı ya da dolaylı biçimde ilişki kurulan alanların da açık bir şekilde ortaya konulması amaçlanmıştır.









