Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Tez Koleksiyonu

Bu koleksiyon için kalıcı URI

Güncel Gönderiler

Listeleniyor 1 - 20 / 490
  • Öğe
    Proje yönetimi alanının değişimi üzerine bibliyometrik araştırma
    (Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Karslıoğlu, Yusuf; Sezgili, Konuralp
    Bu çalışma, proje yönetimi araştırmalarının uzun dönemli gelişimini International Journal of Project Management (IJPM) arşivi üzerinden bibliyometrik olarak incelemektedir. Yaklaşık kırk yıllık yayın birikimine ve 2717 makale analizine dayanan çalışma, derginin üretim yapısının, atıf etkisinin, iş birliği örüntülerinin ve kavramsal yönelimlerinin zaman içinde nasıl değiştiğini analiz etmektedir. Araştırmada performans analizi ile bilimsel haritalama teknikleri birlikte kullanılmış; anahtar kelime eş-bulunurluk analizi, tematik haritalama, yoğunluk haritaları ve çoklu uyum analizi uygulanmıştır. IJPM arşivi dört dönem üzerinden değerlendirilmiştir: kurucu evre, yaygınlaşma evresi, olgunlaşma evresi ve çeşitlenme evresi. Bulgular, IJPM'nin görece dar ve teknik yönelimli bir yayın platformundan, daha uluslararası, işbirlikçi ve kavramsal olarak çeşitlenmiş bir araştırma alanına dönüştüğünü göstermektedir. Erken dönem yayınlar planlama, kontrol, zaman, maliyet, sözleşme ve inşaat odaklı temalar etrafında yoğunlaşırken; sonraki dönemlerde yönetişim, liderlik, paydaş yönetimi, bilgi yönetimi, yenilik, mega projeler, sürdürülebilirlik ve proje temelli örgütlenme gibi temalar daha görünür hâle gelmiştir. Sonuçlar, bu dönüşümün proje yönetiminin teknik-operasyonel çekirdeğini ortadan kaldırmadığını; aksine, bu çekirdeğin üzerine örgütsel, stratejik ve toplumsal katmanların eklendiğini göstermektedir. Çalışma, derginin alan içindeki merkezi konumu nedeniyle ana akım proje yönetimi araştırmalarının gelişimine ilişkin çıkarımlar sunmaktadır.
  • Öğe
    Cultural adjustment's effect on performance: The modertating role of cultural intelligence
    (Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Dokuyucu, Levent; Efeoğlu, İbrahim Efe
    This research examines the relationship between cross-cultural adjustment and job performance among expatriate employees on international assignments, and the moderating role of cultural intelligence in this relationship. In the globalization process, expatriate effectiveness is critically important for multinational companies to gain competitive advantage. Data were collected from 395 white-collar professionals working outside their countries of birth using the Cross-Cultural Adjustment Scale, Cultural Intelligence Scale, and Job Performance Scale. Of the participants, 50.6% were stationed in the UAE, 13.9% in the UK, and 7.6% in the Netherlands. The study employed a quantitative research methodology with a cross-sectional survey design. Regression analysis results revealed that cross-cultural adjustment has a strong and significant effect on job performance (β=0.832, p<0.05). The model explains 69.2% of the total variance in job performance. This finding demonstrates that psychological comfort and cultural familiarity directly translate into work effectiveness. Moderation analyses of cultural intelligence sub-dimensions revealed that cognitive cultural intelligence (β: .1022, p p<0.05), motivational cultural intelligence (β:0.0735, p<0.05), and behavioral cultural intelligence (β:0.0994, p<0.05) had significant moderating roles in the cross-cultural adjustment-job performance relationship. Metacognitive cultural intelligence did not have a significant moderating effect in this relationship (p>0.05). The research findings indicate that multinational companies should systematically evaluate cultural intelligence capacity alongside technical competence in expatriate selection. Specifically, designing multi-layered assessment processes focusing on cognitive, motivational, and behavioral dimensions is recommended.
  • Öğe
    6 Şubat 2023 depreminin kentlerin gastronomi kaynaklarına etkisi: Adana ve Gaziantep örneği
    (Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Emekçi, Emine; Oğuz, Sibel
    Yemek, tarihsel süreç içinde birçok evreden geçerek günümüzdeki şekli kazanmıştır. Kültürel farklılıklar, coğrafi faktörler, toplumun bir bölümünü veya tamamını etkileyen büyük olaylar, ulaşım olanakları, inançlar, etnik çeşitlilik gibi birçok unsurlar bu süreci etkilemiştir. Turizm, turistlerin yeni tecrübeler edinmek, yaşayarak öğrenmek gibi amaçlarla farklı nedenlerden dolayı yapılan seyahatlere denir. Bireylerin merakı ve ilgi duyduğu alanlar, ziyaret edecekleri yerleri belirleme noktasında yol gösterici olmuştur. Alternatif bir turizm türü olarak ortaya çıkan gastronomi turizmi, farklı seyahatlere neden olan bir motivasyon kaynağıdır. Gastronomi ve kültürel özelliklerle turistlerin ilgisini çekecek destinasyonlar, tarihin bazı dönemlerinde kesintiye uğramıştır. Bu durum hem insan kaynaklı hem de doğal afetler sonucu gerçekleşmiştir. Geçmişten günümüze kadar can ve mal kaybına neden olan afetler, ekonomik kayıplara yol açmıştır. Bu doğal afetlerden biri olan 6 Şubat 2023 tarihinde başlayan ve hâlâ güncel olan "asrın afetleri" olarak adlandırılan deprem, Türkiye'de bu tür bir sürecin yaşanmasına sebep olmuştur. Turistik açıdan önemli olan on bir ilde etkili olan deprem büyük yıkımlara neden olmuştur. Bu çalışma, 2023 yılında meydana gelen Kahramanmaraş depremlerinden etkilenen Adana ve Gaziantep şehirlerinin gastronomi kaynaklarına etkisini incelemiştir. Çalışma, bu şehirlerin gastronomi turizminde ne şekilde etkilendiğini belirlemeyi ve bu etkilerin sonucunda ortaya çıkabilecek sorunlara çözüm önerileri sunmayı amaçlamaktadır. Temel araştırmalar kapsamında açımlayıcı düzeyde tasarlanan araştırmada nitel veri toplama yönteminin tercih edilmesi uygun görülmüştür. Nitel araştırma tekniklerinden görüşme yoluyla veriler toplanmıştır. Katılımcılara 8 adet görüşme sorusu yöneltilmiştir. Adana'da 21 ve Gaziantep'te 15 olmak üzere toplam 36 katılımcı ile görüşmeler sağlanmıştır. Araştırmaya Gaziantep`te katılan katılımcıların vermiş olduğu cevaplar neticesinde; Deprem nedeniyle Gaziantep-Adana Otoyolu ve D-400 karayolunun hasar görmesi nedeniyle ulaşımda aksamalar yaşanmıştır. Gastronomi turizmi bağlamında gerçekleştirilen gösteri ve festivallerin yapılmaması gastronomi turizm ve tanıtım faaliyetlerini büyük ölçüde olumsuz etkilemiştir. Şehrin önemli bir gelir kaynağını kaybetmesine neden olmuştur. Tarihi mekanlar ve gastronomi müzesi depremden etkilenmiştir ve gastronomi müzesinin hasar görerek yıkılmıştır.Tarım alanları önemli derecede zarar görmüştür. Kırsal kesimde tarımsal işgücü kaybı yaşanmıştır.Bu durum hammadde üreticilerini de olumsuz etkileyerek üretim maliyetlerini arttırmasına ve ürünlerin fiyatlarının yükselmesine neden olmuştur. Deprem nedeniyle kısmi oranda göç yaşanmıştır. Başka şehirlere göç edenler, gittikleri yeni yerlerde Gaziantep'in zengin gastronomi kültürünü tanıtarak ve yayarak bu kültürün korunmasına ve yaşatılmasına katkıda bulunmuştur. Araştırmaya Adana'dan katılan katılımcıların vermiş olduğu cevaplar neticesinde; Adana'daki fiziksel alt yapı unsurları depremden önemli ölçüde etkilenmemiştir. Ancak şehrin Çukurova Bölgesindeki etkilenme oranı diğer ilçelerdekine göre daha fazla olmuştur. Depremden dolayı şehir turları uzun bir süre yapılmamıştır. Gastronomi tur rotalarının zarar görmesi nedeniyle, gastro turist sayısında düşüş yaşanmıştır. Yiyecek içecek işletmelerinin zarar görmesi nedeniyle gastronomi deneyimi sınırlanmıştır. Şehrin gastronomi turizmi etkinlikleri ve organizasyonları hem fiziksel hem de sosyal boyutlarda depremden etkilenmiştir. Deprem sonrası festivaller, şenlikler ve yerel etkinlikler ertelenmiş veya yapılmamıştır. Tur ve organizasyonların yapılmamasından dolayı şehre gelen turist sayısında ciddi bir azalma görülmüştür. Çukurova İlçesinde hizmet sunan gastronomi işletmeleri depremden dolayı kapanma noktasına gelmiştir. Şehrin geneline bakıldığında ise gastronomi işletmelerinden herhangi bir restoran ya da müzede yıkım yaşanmadığı görülmüştür. Şehrin tarım alanları depremden dolayı etkilenmemiştir. Deprem sonucunda şehirdeki yerel üretici bu süreçten önemli ölçüde etkilenmemiştir. Depremden dolayı başka şehirlere önemli oranda göç yaşanmamıştır. Depremin etkisi geçene kadar daha çok kırsal kesimdeki köy, yayla, bağ evi gibi yerler tercih edilmiştir.
  • Öğe
    Regularization-enhanced adaptive harris hawks optimization for feature selection
    (Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Arıcı, Hüseyin; Açıkkar, Mustafa
    Wrapper-based feature selection aims to reduce input dimensionality while preserving or improving classification performance. Irrelevant, redundant, or noisy variables can distort the distance relationships used by classifiers such as K-Nearest Neighbors (KNN) and can increase computational cost. This thesis investigates Harris Hawks Optimization (HHO), which can search large feature-subset spaces without exhaustive enumeration, within a KNN-based wrapper evaluation framework. Three regression-guided variants are developed to make the standard HHO search more informed and adaptive: Ridge Regression-Guided HHO (RR-HHO), LASSO-Initialized RR-HHO (LRR-HHO), and LRRL-HHO with an external LASSO-based iterative swap-prune refinement stage. The proposed models employ an adaptive energy mechanism that combines iteration-dependent decay, relative fitness improvement, and the distance of each hawk from the current best solution. Ridge Regression supplies stable coefficient information for internal correction, whereas LASSO guides sparse initialization and external refinement. The methods are evaluated on 19 benchmark classification datasets using repeated 5-fold cross-validation. Full-feature KNN, standard HHO, and the proposed variants are compared in terms of accuracy, F1-score, number of selected features, wrapper fitness, and runtime. The results show that the regression-guided variants can preserve predictive performance while producing substantially more compact feature subsets. In the overall comparison, LRRL-HHO attains the highest mean accuracy and F1-score and the lowest mean selected-feature count. These findings indicate that integrating regularized-regression guidance into HHO can improve the balance among predictive performance, subset compactness, and computational cost.
  • Öğe
    A lightweight deep learning approach for skin disease detection
    (Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Babacan, Vahap Bahadır; Kaya, Yasin
    The recent resurgence of Monkeypox (MPox) and other viral skin conditions, such as chickenpox and measles, underscores the urgent need for rapid, accessible diagnostic tools in resource-constrained settings. This study introduces a novel and lightweight Convolutional Neural Network (CNN) architecture designed to distinguish many lesions from other dermatological conditions using clinically approved skin images. Unlike complex transfer learning models, our model is trained from scratch, utilizing a shallow architecture optimized with 6x6 convolutional kernels to reduce computational complexity while preserving feature extraction capabilities. The model was evaluated on the MSLD v2.0 dataset, employing data augmentation techniques, including random rotation and zooming to ensure generalization and mitigate overfitting. Experimental results across 10 independent runs demonstrate that our method achieves a mean accuracy of 98.85% and a mean F1-score of 98.73%, surpassing or matching state-of-the-art baselines. With approximately 12 million trainable parameters and a significantly reduced training time of 869 seconds, the proposed model offers a computationally efficient solution suitable for deployment on low-power embedded devices and smartphones, facilitating timely diagnosis in outbreak scenarios.
  • Öğe
    A neighbor-assisted metaheuristic approach for high-dimensional feature selection
    (Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Polat, Özge; Kaya, Yasin
    In recent years, with the widespread adoption of big data applications, the use of high-dimensional datasets has increased in many fields. However, the large number of features in these datasets increases the computational cost of classification algorithms and may lead to a decrease in model performance due to the curse of dimensionality. To overcome these problems, feature selection (FS) methods that eliminate irrelevant and redundant features from datasets have been widely used. In this thesis, the FS problem in high-dimensional datasets is addressed. For this purpose, a hybrid FS approach, which combines filter and wrapper-based methods, is developed. In the proposed method, Neighborhood Component Analysis (NCA) is used in the filtering stage. All features are scored using NCA, and the obtained scores are used to increase the selection probability of features with high scores in the initial population. Subsequently, Grey Wolf Optimizer (GWO) is employed as the optimization algorithm to search for optimal feature subsets. The method achieves the same or higher classification accuracy with fewer selected features compared to the randomly initialized standard GWO approach. The method is evaluated on eight high-dimensional microarray datasets. The obtained feature reduction rates ranging from 96.56% to 99.21% demonstrate that the method is an effective FS approach for high-dimensional datasets. In addition, a comprehensive literature review on surrogate models and surrogate-assisted methods used to reduce the computational cost of FS problems in high-dimensional datasets is conducted within the scope of this thesis. In this review, different surrogate model types, model management strategies, and surrogate-assisted FS approaches are discussed in detail.
  • Öğe
    Çevik proje yönetiminde proje başarısı: Bibliyometrik bir çalışma
    (Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Karakılıç, Ayşe; Çelik, Onur
    Değişken iş ortamlarına uyum sağlama yeteneği ve somut çıktılara odaklanan yapısı nedeniyle çevik proje yönetimi günümüz organizasyonlarında yaygın biçimde benimsenmektedir. Bu doğrultuda, çevik proje yönetimi ile proje başarısı arasındaki ilişki, akademik literatürde giderek artan bir ilgi alanı haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı, söz konusu iki kavram arasındaki ilişkinin bilimsel yayınlardaki yansımalarını ve tarihsel gelişimini bibliyometrik analiz yöntemiyle sistematik olarak incelemektir. Araştırma kapsamında, Web of Science (WoS) temel koleksiyon veri tabanında tarih kısıtı 2001-2025 olarak gerçekleştirilen tarama sonucunda 2463 akademik makale analiz edilmiştir. Veri seti, VOSviewer yazılımı kullanılarak yayınların yıllara göre dağılımı, ülkeler arası iş birlikleri, disiplinel yoğunlaşmalar, yayın yapılan dergiler ve indeksler gibi çeşitli parametreler açısından değerlendirilmiştir. Bulgular, çevik proje yönetimi ile proje başarısı arasındaki ilişkiyi ele alan akademik üretimde 2012 yılından itibaren belirgin ve sürekli bir artış eğilimi olduğunu göstermektedir. Çalışmaların ağırlıklı olarak işletme ve ekonomi ile bilgisayar bilimleri alanlarında yoğunlaştığı; International Journal of Project Management dergisinin ise alandaki en merkezi yayın organı konumunda olduğu belirlenmiştir. Yayınların önemli bir bölümünün SSCI, SCI-Expanded ve ESCI gibi prestijli indekslerde yer aldığı ve Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Almanya ile Birleşik Krallık'ın güçlü akademik iş birliği ağlarıyla öne çıktığı görülmektedir. Anahtar kelime analizleri ise literatürün kavramsal çerçevesinin "proje", "performans", "faktör" ve "çevik" gibi temel kavramlar etrafında şekillendiğini ortaya koymaktadır.
  • Öğe
    Assessment of anticarcinogenic potentials of punica granatum peel extracts by network pharmacological and biological methods
    (Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Edens, Doğacan Ceremi; Erkin, Özgür Cem
    The antitumor efficacy of P. granatum peel-derived compounds was evaluated via an integrated in silico and in vitro approach. Computational methods were employed to identify potential molecular targets and characterize ligand-protein interactions, with particular emphasis on the NSCLC oncogenic driver EGFR and its clinically relevant variants. Concomitant in vitro validation was conducted using 2D and 3D NSCLC models to better recapitulate tumor microenvironment conditions. A comprehensive set of assays was applied to assess cell viability, migration, clonogenicity, cell cycle progression, apoptosis induction, and DNA damage, with supporting transcriptional analyses conducted as well. Computational results determined gallagyldilacton as a potential EGFR inhibitor that displayed binding comparable to 1st and 2nd generation TKIs, with high affinity towards many clinically relevant variants. Multiple ligands were shown to bind favorably to MMP9, indicating potential for the development of novel metalloproteinase inhibitors. Experimental results demonstrate that P. granatum peel extract mediates antiproliferative and antimigratory effects in A549 cell models in a time- and dose-dependent manner. Antimigratory effects were higher chemotaxis￾induced migration, which is corroborated through computational findings identifying EGFR and MMP9 as potential targets of peel compounds. Furthermore, the extract was shown to inhibit colony formation, induce apoptosis, cell cycle arrest, and mediate the accumulation of DNA damage.
  • Öğe
    Opinion change simulation through agent-based modelling in a theoretical closed society
    (Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Eker, Hamza Emin; Göçken, Tolunay
    The transformation of human behavior into numerical models and its representation in virtual environments has become possible with modern simulation technologies. Although converting social and qualitative data into quantitative form is still a developing area and may involve some limitations in practice, there are notable studies in the literature. In this study, an agent-based simulation model was developed by considering basic concepts from sociology and psychology, and system behavior was analyzed under different scenarios. First, a closed and internally balanced simulation environment was designed to examine the effects of parameters such as leadership, socialization, and resistance. Then, a hypothetical workplace scenario was created and multiple Monte Carlo simulations were conducted to analyze the effects of workplace satisfaction, interpersonal interaction, and socialization on system dynamics. The results show that individual characteristics and social roles have a significant impact on system behavior, and several suggestions for future research are presented based on these findings.
  • Öğe
    Prototype development and experimental validation of a modular rooftop solar-driven PV–PEM green hydrogen system as a natural gas alternative for decarbonizing textile manufacturing
    (Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Alıcı, Hakan; Savrun, Murat Mustafa
    The increasing impacts of global climate change, the depletion of fossil fuel reserves, and risks associated with energy supply security have necessitated the transition toward low-carbon and sustainable energy systems in the industrial sector. In this context, green hydrogen produced from renewable energy sources is considered a promising alternative energy carrier for energy-intensive industrial applications due to its high energy density, storage capability, and absence of direct carbon emissions at the point of use. The textile sector, characterized by substantial natural gas and electricity consumption, represents one of the industrial domains where this transition requirement is particularly significant. This doctoral thesis presents the design, implementation, and experimental validation of a modular and scalable rooftop photovoltaic–proton exchange membrane (PV–PEM) hydrogen energy system developed to support decarbonization in textile manufacturing. The proposed system integrates photovoltaic electricity generation, hydrogen production via a PEM electrolyzer, hydrogen storage, and electricity regeneration through a PEM fuel cell, thereby constituting a complete renewable energy conversion chain. Moving beyond simulation-based or laboratory-scale approaches commonly found in the literature, the study provides experimentally validated performance data obtained under real industrial rooftop conditions. Experimental results indicate that the system achieved daily photovoltaic electricity generation in the range of 8–15 kWh, stable hydrogen production at an average rate of 3.6 L/h via PEM electrolysis, and continuous fuel cell power output between 80–90 W. Environmental assessment supported by GUM-based uncertainty analysis and Monte Carlo simulations revealed an average monthly emission reduction potential of approximately 222 kg CO₂e. vi Furthermore, theoretical and quantitative analyses demonstrated that the produced hydrogen offers a technically feasible pathway for the gradual substitution of natural gas in textile process applications. In conclusion, this thesis proposes a modular system framework enabling on-site renewable hydrogen production and multi-energy utilization, thereby providing a practical engineering model for the transition toward low-carbon and sustainable industrial energy infrastructures.
  • Öğe
    Electrocatalytic methanol oxidation on graphene/conducting polymer/pt based electrodes
    (Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Abanoz, Melih Utku; Karazehir, Tolga
    This study investigates the methanol oxidation performance of platinum-based nanocomposite electrodes supported on different conductive polymers, namely polyaniline (PANI), poly(indole-5-carboxylic acid) (PICA), and poly(propanoic acid) (PPA), integrated with electrochemically reduced graphene oxide. All electrodes were synthesized under identical platinum deposition conditions at −0.2 V for 600 seconds to enable a direct comparison of the intrinsic effects of the polymer matrix on electrocatalytic performance. Electrochemical analyses revealed that the polymer structure plays a decisive role in determining catalytic activity. The Pt/PANI/ERGO electrode exhibited the highest mass activity of 719 mA mg-1Pt, followed by Pt/PICA/ERGO with 451 mA mg-1Pt and Pt/PPA/ERGO with 248 mA mg-1Pt. These results indicate that, despite identical platinum loading conditions, the polymer matrix significantly affects catalyst utilization and methanol oxidation efficiency. Electrochemical impedance spectroscopy showed a substantial reduction in charge transfer resistance upon ERGO incorporation, confirming enhanced electron transfer kinetics and improved interfacial properties. Structural and compositional analyses were performed to support the electrochemical findings. Scanning electron microscopy (SEM) revealed that polymer morphology strongly influences the dispersion of platinum nanoparticles, with PANI-based systems showing a more homogeneous and porous structure. Energy-dispersive X-ray spectroscopy (EDX) confirmed uniform elemental distribution and higher platinum accumulation in ERGO-supported electrodes. X-ray diffraction analysis verified the crystalline structure of platinum, while Fourier transform infrared spectroscopy provided insight into the polymer–graphene and polymer–metal interactions. The results indicate that the variation in the polymer structure leads to significant differences in the electrochemical performance even when the platinum deposition conditions are the same. Among all the systems studied, PANI-based electrodes showed the best catalytic activity, better charge transfer properties and better stability highlighting the importance of the polymer selection in electro-catalyst design for direct methanol fuel cell.
  • Öğe
    Sarımsaktan allisinin optimize edilmiş yenilikçi yöntemlerle ekstraksiyonu, moleküler distilasyon ile saflaştırılması ve biyoaktif özelliklerinin belirlenmesi
    (Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Şaşmaz Yıldız, Hatice Kübra; Kelebek, Haşim
    Bu çalışmada, Türkiye'nin iki önemli üretim bölgesine ait sarımsak örneklerinin biyoaktif profilleri karşılaştırılmış. Yüksek allisin içeriği nedeniyle Gaziantep taze sarımsağı, ileri ekstraksiyon ve saflaştırma uygulamaları için seçilmiştir. Ticari ve farmasötik değeri yüksek bir organosülfür bileşik olan allisinin verimli şekilde elde edilmesi amacıyla, çevre dostu yeşil ekstraksiyon teknolojileri olan süperkritik karbondioksit (SK-CO₂) ve ultrasonik destekli ekstraksiyon (UDE) yöntemleri kullanılmıştır. SK-CO₂ yöntemi için optimum ekstraksiyon koşulları 150 bar basınç, %65 etanol konsantrasyonu ve 0.5 mL/dk akış hızı; UDE yöntemi için ise %33,69 genlik, %50 etanol konsantrasyonu ve 5 dakika süre olarak belirlenmiştir. Her iki yöntemde de elde edilen ekstraktların allisin içeriği ve biyoaktif özellikleri detaylı olarak analiz edilmiş ve yüksek kalitede ekstraktlar elde edilmiştir. Çalışmanın ikinci aşamasında, allisin açısından zengin bu ekstraktlar, moleküler distilasyon (MD) yöntemiyle saflaştırılmıştır. Saflaştırma süreci, hem biyolojik özelliklere (allisin miktarı, toplam fenolik madde, antioksidan kapasite, toplam sülfürlü bileşik) hem de sadece allisinin saflık miktarına odaklanan iki aşamalı optimizasyon yaklaşımıyla gerçekleştirilmiştir. Her iki ekstraksiyon yöntemi için farklı distilasyon parametreleri optimize edilmiş ve saflaştırılan ürünler UDE-MD, UDE-MDS, SK-CO₂-MD ve SK-CO₂-MDS olarak adlandırılmıştır. Distilasyon sonrası elde edilen örneklerde allisin saflığı %67,10'a (SK-CO₂-MDS) ve %74,29'a (UDE-MDS) kadar ulaşmıştır. Elde edilen bulgular, uygulanan ekstraksiyon ve saflaştırma parametrelerinin allisin verimini ve kalitesini doğrudan etkilediğini göstermektedir. Sonuçlar, hem SK-CO₂ hem de UDE yöntemlerinin, biyoaktif özellikleri korunmuş ve yüksek allisin içeriğine sahip ekstraktların üretimi için etkili olduğunu ortaya koymuştur. Moleküler distilasyon işlemi, bu ekstraktlardan saf allisin eldesinde başarıyla uygulanmış ve elde edilen ürünlerin antioksidan kapasite, fenolik içerik ve sülfürlü bileşik düzeyleri kapsamlı analizlerle belirlenmiştir. Bu tez çalışması, allisinin çevreci ve sürdürülebilir teknolojilerle etkin şekilde saflaştırılmasını sağlayarak, fonksiyonel gıda ve farmasötik alanlara yönelik bilimsel ve uygulamalı katkı sunmaktadır.
  • Öğe
    Prioritization of lean production techniques for carbon emission management based on GHG scopes
    (Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Güvençli, Şahika; Uncu, Nuşin
    Lean production techniques are widely recognized for their role in improving operational efficiency; however, their environmental implications, particularly in relation to carbon emissions, remain insufficiently structured in the literature, especially with respect to emission-generating mechanisms. This study proposes a mechanism-based prioritization approach that links lean production techniques to Greenhouse Gas (GHG) Protocol emission scopes (Scope 1, Scope 2, and Scope 3) through emission-generating operational pathways. The study follows a two-phase methodological structure. In Phase 1, lean production techniques are evaluated through bibliometric analysis using VOSviewer, where their associations with carbon-related concepts are assessed based on Total Link Strength (TLS). This phase does not aim to produce a final ranking but rather to define an analytically manageable set of alternatives by limiting pairwise comparison complexity and preserving judgment consistency. The reduction process is guided by bibliometric connectivity, conceptual relevance, and cognitive consistency constraints arising from the exponential growth of pairwise comparisons in AHP. In Phase 2, the selected techniques are prioritized using the Analytic Hierarchy Process (AHP) based on four emission-related mechanisms: energy consumption, material use, logistics emissions, and process intensity. Pairwise comparisons are conducted using the 1–9 fundamental scale with intermediate values (2, 4, 6, 8), and only matrices satisfying the consistency ratio threshold (CR < 0.10) are accepted. The results indicate that the carbon-related influence of lean techniques is not uniform but varies depending on dominant emission mechanisms and system characteristics. Total Productive Maintenance (TPM) emerges as the highest-ranked technique due to its strong influence on energy-related mechanisms, while Value Stream Mapping (VSM) demonstrates broad system-level impact across multiple mechanisms. The limited difference in their priority weights suggests a complementary rather than substitutive relationship. The study does not aim to quantify or predict emission outcomes. Instead, it reframes emission-related performance as a prioritization problem based on the relative influence of operational interventions across emission-generating mechanisms, thereby supporting carbon emission management from a decision-making perspective rather than through direct emission quantification or reduction. The findings are consistent with existing literature emphasizing energy efficiency and process optimization benefits of lean practices, while extending these insights through a mechanism-based and systematically structured evaluation. In this respect, the study provides a decision-support basis for aligning lean implementation strategies with scope-specific emission considerations.
  • Öğe
    Asfalt betonu karışım tasarımı parametrelerinin hızlı tahmini için bir model geliştirilmesi
    (Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Özdemir, Elif; Kaya, Orhan
    Asfalt betonu karışım tasarımı, yol yapımında kullanılan asfalt karışımının en uygun performansı göstermesi için agrega, bitüm ve varsa katkı maddelerinin oranlarının belirlenmesi sürecidir. Marshall karışım tasarımı, dünyada en yaygın kullanılan asfalt karışım tasarım yöntemlerinden biri olmaya devam etmekte olup Türkiye'de de hala kullanılan tek asfalt karışım tasarım yöntemidir. Marshall karışım tasarım prosedürü, uzun laboratuvar deneylerinden oluşmakla birlikte önemli miktarda zaman ve işçilik gerektirmektedir. Bu çalışmanın amacı toplam 724 adet aşınma, binder ve bitümlü temel tabakaları için tasarlanmış asfalt karışım verileri kullanılarak girdi ve çıktı parametreleri belirlenip arasında bir ilişki kurmak amacıyla çeşitli makine öğrenimi (ML) algoritmaları (Boosted Tree (BT), Bootstrap Forest (BF), Destek Vektör Makineleri (SVM) ve YSA (ANN)) kullanılarak tahmin modelleri geliştirilmek ve her bir çıktı parametresinin tahmininde hangi algoritmanın daha başarılı olacağının karşılaştırmalı bir şekilde analiz edilmesidir. Bu çalışma sonucunda Boosted Tree (BT) algoritması kullanılarak elde edilen modellerin diğer algoritmalar kullanılarak elde edilen modellere göre daha başarılı olduğu, bu algoritma kullanılarak geliştirilen tahmin modellerinin her bir tasarım çıktı parametresini başarılı bir şekilde tahmin edebildiği belirlenmiştir. Bu çalışma sonucunda, Marshall karışım tasarımı için gereken süreyi azaltmak, Marshall stabilitesi, akma ve hacimsel özellikler gibi bazı karışım tasarım parametrelerini, elde edilmesi önemli ölçüde daha az zaman gerektiren girdi parametrelerini kullanarak tahmin ederek hızlı bir şekilde elde etmek amacıyla Boosted Tree (BT) algoritması kullanılarak elde edilen modellerin kullanılması önerilmektedir. Bu şekilde karışım tasarımı için gereken süre, özellikle yoğun inşaat sezonunda önemli ölçüde azaltılabilecektir.
  • Öğe
    Nato'nun yeni Kuvvet modeli ve Atlantik-Avrasya ekseninde kolektif savunmanın yeniden ölçeklenmesi
    (Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Şahin, Muharrem Doğu; Akıncı, Berat
    Bu tez, NATO'nun Yeni Kuvvet Modeli'nin, İttifak'ın kriz odaklı ve tepkisel kuvvet yapılanmasından; Atlantik-Avrasya ekseninde önceden planlanmış, bölgesel olarak kademelendirilmiş ve yüksek hazırlıklılığa dayalı bir kolektif savunma mimarisine geçişi temsil ettiğini ileri sürmektedir. Çalışmanın temel hipotezi, Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırısı sonrasında derinleşen konvansiyonel tehdit algısı ile hibrit tehditlerdeki artışın, NATO'yu klasik kriz müdahale yaklaşımından uzaklaştırarak daha önleyici, yüksek hazırlıklı, bölgesel savunma planlarıyla uyumlu ve çok katmanlı bir kuvvet yapılanmasına yönelttiğidir. Bu çerçevede çalışma, NATO'nun kuvvet yapılanmasında 2022 Madrid Zirvesi ile 2023 Vilnius Zirvesi arasında şekillenen Yeni Kuvvet Modeli'nin ortaya çıkış dinamiklerini, kurumsal inşa sürecini ve stratejik etkilerini analiz etmektedir. Tez, özellikle Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik saldırısı ve hibrit tehditlerdeki artışın NATO'nun askerî reflekslerini nasıl dönüştürdüğünü merkeze almakta; İttifak'ın klasik kriz müdahale perspektifinden uzaklaşarak daha önleyici, yüksek hazırlıklı ve geniş ölçekli bir savunma yaklaşımına yönelişini ortaya koymaktadır. Çalışma, Yeni NATO Kuvvet Modeli'nin ayırt edici yönünü; doğu kanadı ve hassas bölgelerde yüksek hazırlık seviyesine sahip, hızlı konuşlandırılabilir ve yaklaşık 300.000 askere kadar ölçeklenebilen bir kuvvet havuzunun kurumsallaştırılması olarak değerlendirmektedir. Madrid Zirvesi bu dönüşümün siyasal ve kurumsal başlangıç eşiğini oluştururken, Vilnius Zirvesi'nde bölgesel savunma planlarının onaylanması modelin uygulama boyutunu pekiştirmiştir. Araştırma, realist kuramsal çerçeve doğrultusunda söz konusu dönüşümü uluslararası sistemde değişen tehdit algıları ve güç dengesi arayışları bağlamında yorumlamaktadır. Yöntem olarak nitel araştırma yaklaşımı benimsenmiş; belge taraması ve içerik analizi yoluyla NATO zirve bildirgeleri, stratejik belgeler ve resmî açıklamalar gibi birincil kaynaklar ile güncel akademik literatür birlikte değerlendirilmiştir. Bu çerçevede tez, Yeni NATO Kuvvet Modeli'nin yapısal gerekçelerini ortaya koymakta; NATO'nun kuvvet planlaması ile bölgesel savunma anlayışı arasındaki ilişkiyi nasıl yeniden tanımladığını ve bu dönüşümün caydırıcılık ile krize yanıt kapasitesi üzerindeki muhtemel etkilerini sistematik biçimde analiz etmektedir. Sonuç olarak çalışma, söz konusu modelin NATO'nun kolektif savunma anlayışını yeniden ölçeklendirdiğini ve İttifak'ın Avrupa-Atlantik güvenlik mimarisindeki rolünü dönüştürdüğünü ortaya koymayı amaçlamaktadır.
  • Öğe
    Toplumsal cinsiyet perspektifinden Adana'da kentsel eşitsizlikler
    (Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Özcan, Büşra; Aksu Çam, Çiğdem
    Bu çalışma, genç kadınların kentsel mekân deneyimlerini ve kentsel hizmetlere erişim süreçlerini kentsel eşitsizlik ve toplumsal cinsiyet ilişkileri çerçevesinde incelemektedir. Kentsel mekânın toplumsal ilişkiler ve iktidar yapıları tarafından şekillenen bir alan olduğu kabulünden hareketle, araştırma genç kadınların kentle kurdukları gündelik ilişkileri, kamusal mekân kullanım pratiklerini ve güvenlik algılarını görünür kılmayı amaçlamaktadır. Çalışma, güncel kentsel kuramlar ve feminist yaklaşımlar temelinde kurgulanmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemi benimsenmiştir. Bu kapsamda, Adana ilinin Kozan ve Seyhan ilçelerinde yaşayan 18–35 yaş aralığındaki otuz kadın ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Katılımcılar, gençlik merkezleri ve belediyelere bağlı kurs alanları gibi kamusal mekânlarda seçilmiş; her ilçede 15 katılımcı ile görüşme yapılmıştır. Görüşmeler ortalama 10 dakika sürmüş, görüşme formu temel veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Özellikle Seyhan ilçesinde katılımcıların güvenlik ve çekince temelli nedenlerle görüşmelere katılım konusunda isteksiz davranmaları, saha sürecinin önemli bir boyutunu oluşturmuştur. Araştırma bulguları, genç kadınların kentsel hizmetlere erişimlerinin ve kamusal mekân kullanım pratiklerinin mekânsal konum, güvenlik algısı ve toplumsal cinsiyet temelli denetim mekanizmaları tarafından şekillendiğini ortaya koymaktadır. Kozan ve Seyhan ilçeleri arasındaki farklılıklar, kentsel eşitsizliklerin mekânsal ve toplumsal dinamikler aracılığıyla yeniden üretildiğini göstermektedir. Çalışma, kentsel eşitsizliğin yalnızca ekonomik boyutlarla açıklanamayacağını; mekân, iktidar ve toplumsal cinsiyet ilişkileriyle birlikte ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır.
  • Öğe
    Farklı istinat duvarı tabanlarında arayüz sürtünme açısının incelenmesi
    (Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Sert, Bestami Mirac; Ok, Bahadır
    Günümüzde hızlı nüfus artışı, eğimli arazilere yapı yapılmasına sebep olmuştur. Geoteknik mühendisleri, bu eğimli arazilerin duraylılıklarını kaybederek, yapılarda hasar olmasını önlemek adına istinat duvarlarını kullanmaktadır. İstinat duvarlarının, üzerine gelen yatay kuvvetler altında kayması, birçok can ve mal kaybına sebep olmaktadır. Bu çalışmada istinat duvarlarının kaymasını önlemede önemli bir role sahip olan istinat duvarı tabanı-temel zemini arasındaki arayüz sürtünme açısı (δ) kesme kutusu deneyleriyle incelenmiştir. Bu bağlamda temel zemininin dane çapının, dane şeklinin, sıkılığının bu arayüz sürtünme açısını nasıl etkilediği araştırılmıştır. Ayrıca 3D yazıcı ile pürüzlü istinat duvarı tabanları üretilerek, hem pürüzlülüğün arayüz sürtünme açısına etkisi araştırılırken hem de 3D yazıcı ile üretilecek bir istinat duvarının arayüz sürtünme açısı belirlenmiştir. Belirlenen arayüz sürtünme açıları, üretilen beton istinat duvarı tabanının arayüz sürtünme açısı değeriyle kıyaslanmıştır. Üretilen her bir istinat duvarı tabanının pürüzlülüğü literatürde yer alan hesap yöntemleri kullanılarak hesaplanmış ve istinat duvarı tabanı - zemin arasındaki arayüz sürtünmesini hangi yöntemin daha iyi yansıttığı belirlenmiştir. Sonuç olarak temel zemininin dane çapının ve sıkılığının artması arayüz sürtünme açısının artmasına sebep olmuştur. Dane şekli köşeli olan zemin numunesinde daha yüksek arayüz sürtünme açısı görülmüştür. İstinat duvarı tabanlarının pürüzlülüğün artmasıyla birlikte arayüz sürtünme açılarında iyileşme görülmüştür. R=1.61 mm pürüzlülük değerindeki istinat duvarı tabanlarının arayüz sürtünme açılarının zeminlerin içsel sürtünme açılarını yakaladığı görülmüştür. R=4.25 mm'de ise zeminin içsel sürtünme açısı değerlerinden daha yüksek arayüz sürtünme açısı değerleri elde edilmiştir.
  • Öğe
    Hermann Jansen'in Tarsus'taki imar planı mirası: Mithatpaşa (Anıt) Mahallesi
    (Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Soyupak, Sena; Umar, Nur
    Modern şehircilik ilkelerinin Türkiye'deki erken uygulayıcılarından biri olan Alman mimar ve şehir plancısı Hermann Jansen tarafından hazırlanan Tarsus imar planının günümüzdeki mekânsal yansıması Mithatpaşa (Anıt) Mahallesi üzerinden incelenmiş, modern planlı yerleşimlerin koruma kuramı içindeki durumu tartışılmıştır. Çalışma Tarsus'ta özellikle 1950 sonrası seçilen alanda gelişen bahçeli konut dokusunun, koruma yaklaşımları içinde yeterince tanımlanamaması nedeniyle görünmezleştiğini ve kentsel dönüşüm baskıları karşısında oldukça kırılgan bir yapıya sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Araştırmada, Jansen imar planı ve notları, haritalar, farklı dönemlere ait hava fotoğrafları analiz edilmiş: rölöve çalışması, fotografik gözlemler ve kullanıcılarla gerçekleştirilen sözlü tarih görüşmeleriyle alanın mekânsal ve sosyokültürel katmanları birlikte değerlendirilmiştir. Bu bütüncül yaklaşım, özgün plan kararlarının izlerinin tamamen kaybolmadığını, ancak zaman içinde parsel ölçeğinde gerçekleşen müdahalelerle özgün mekânsal kurgunun parçalanarak melez ve heterojen bir yapıya dönüştüğünü göstermektedir. Sonuç olarak çalışma, bu tür alanların literatürde yeni tartışılan "gri miras" kavramı çerçevesinde ele alınması gerektiğini savunmuş: planlama mirasını, günlük yaşam pratiklerini ve kentsel belleği birlikte gözeten esnek, bütüncül koruma yaklaşımlarının geliştirilmesini önermiştir. Bu doğrultuda, gölgede kalmış ara kentsel katmanlara dikkat çekilerek tartışılmasına fırsat verilmesi ve benzer araştırmalar için bir referans oluşturulması hedeflenmiştir.
  • Öğe
    Farklı vida kazıklarda kazık zemin arayüz sürtünmesinin incelenmesi
    (Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Dağlı, Umud
    Kazıkların çekme yükü kapasitesi büyük ölçüde kazık ile zemin arasındaki arayüz sürtünme direncine bağlıdır. Vida kazıklarda bu direnç; vida geometrisi, kazık gövdesi şekli, üretim yöntemi ve malzeme özelliklerinin yanı sıra zeminin türü ve sıkılığına göre önemli ölçüde değişmektedir. Bu çalışma kapsamında, farklı sıkılıklara ve dane gradasyonlarına sahip kum, kırmataş ve dere agregası zeminlerde; 3D yazıcı teknolojisi ve çelik malzeme kullanılarak üretilmiş, farklı vida diş aralığı ve yüksekliğine sahip vida kazık yüzeylerinin arayüz sürtünme direnci kesme kutusu deneyleri ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Deney sonuçları, diş aralığı ve yüksekliğine bağlı olarak kazık yüzey pürüzlülüğünün değiştiğini ve yüzey pürüzlülüğünün artmasıyla arayüz sürtünme direncinin arttığını göstermiştir. Ayrıca, zemin türünün arayüz sürtünme direnci üzerinde belirleyici olduğu; en yüksek değerlerin kırmataş, en düşük değerlerin ise kum zemininde elde edildiği belirlenmiştir. Bununla birlikte, kazık yüzeyinin üretildiği malzemenin de arayüz sürtünme direncini etkilediği görülmüştür.
  • Öğe
    The effect of exchange rate volatility on the stock market in Türkiye
    (Adana Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi, 2026) Erokay, Faruk; Doruk, Ömer Tuğsal
    The interplay between exchange rate fluctuations and domestic equity performance serves as a critical barometer for macroeconomic stability in emerging markets. In Türkiye, measuring this transmission is essential given the nation's dual-currency reliance and susceptibility to exogenous shocks. This thesis investigates time-varying volatility spillover mechanisms between the Turkish foreign exchange markets — specifically the United States Dollar and Euro parities — and the aggregate domestic equity market, proxied by the Borsa Istanbul All Shares Index. The study utilizes high-frequency daily return data spanning the 2022 to 2026 period. The specific research gap addressed by this thesis is a profound chronological and methodological void; existing literature relies on datasets terminating before 2022, employs static correlation frameworks, and utilizes narrow large-capitalization indices. Consequently, previous research fails to capture the recent macroeconomic pivot towards orthodox monetary tightening and the unwinding of state-sponsored foreign exchange protection mechanisms. To resolve these empirical deficiencies, the research abandons restrictive linear assumptions and applies an advanced two-stage Dynamic Conditional Correlation Generalized Autoregressive Conditional Heteroskedasticity methodology. The main empirical findings unambiguously demonstrate that while static models yield spurious, explosive variance artifacts breaching theoretical stability limits, the dynamic specification successfully restores covariance-stationarity to the system. The estimations reveal profound volatility clustering and significant long-term macro-financial memory across both asset classes. Crucially, the near-unity dynamic adjustment parameter provides definitive evidence of a highly resilient, bidirectional feedback loop between the markets. The primary contribution of this study to the existing literature is the empirical synthesis of the historically compartmentalized Flow-Oriented Approach and Portfolio Balance Theory into a unified, bidirectional reality. These findings mandate that institutional investors deploy dynamic risk management strategies to navigate structural volatility, while emphasizing that policymakers must maintain transparency to avert fear-driven contagion within deeply integrated financial ecosystems.